‘Yine mi boşanamayacağız dedikleri an çok değerli’

‘Bunlar hastalıklı ruhlar’

Belirli bir yaşa gelmiş olmalarına rağmen bir türlü mutluluğu bulamayan ‘Sema’ ile ‘Mete’nin birbirlerini tanıdıktan sonra gerçek aşkla tanışma hikâyesi…
Boşanmayı kafasına koymuş ‘Leyla’ ile ‘Tarık’ın birbirinden kopamayışının hikâyesi…
Dördüncü evliliğini yapmak üzere olan ‘Nihal’in karşılaştığı talihsiz olayları, kardeşi ‘Nihat’ın yardımıyla çözüme kavuşturma hikâyesi…

Üç farklı hikâye anlatan ‘Kalpten Kalbe’, Peter Quilter’in orijinal hikâyesinden Zeynep Anacan’ın çevirisi, Serkan Budak’ın uyarlaması ve yönetmenliğiyle sahneleniyor.
Epizot Görsel Sanatlar’ın yapımcısı olduğu oyunun müzik direktörlüğünü ise Metin Özülkü yaptı.

Nilgün Belgün ile Bekir Aksoy, yeni oyunları ‘Kalpten Kalbe’yi anlatırken kendileri hakkında merak edilenleri de Habertürk okurlarıyla paylaştı. Belgün ile Aksoy, son günlerin gündem konusu olan ünlülerin tacizlere uğraması hakkında da duygu ve görüşlerini dile getirdi.

‘Kalpten Kalbe’ yeni oyununuz… Teklif geldiği zaman hangi kriterleri sizi etkilediği için ‘bu oyunda olmalıyım’ dediniz?
Nilgün Belgün: Ben zaten bir oyun yapmak istiyordum. Bu amaçla bir tekst arıyordum. Tesadüfen bu tekst denk geldi. Üç farklı karakter olmasını çok beğendim, hem kadın için hem erkek için çok hoş bir şey. Üç farklı hikâyenin olduğu farklı karakterleri oynamak çok hoş bir şey. Bana değişik geldi. Bekir’i çok istedik, Bekir, benim çok eski arkadaşım, çok anılarımız var. Gençlik arkadaşı gibi de olabilir miyiz? Ben, Bekir’i tanıdığımda 26 yaşındaydı. Türker İnanoğlu ile çok çalıştık, ‘Çiçek Taksi’de oynadık. Bunun yanı sıra ‘İşte Müzik İşte Eğlence’, ‘Bir Başka Gece’ çok güzel programlardı. Biz hep Türker Bey’in ekibiydik, onun için de hep beraberdik. Benim de aklıma Bekir geldi, ‘birlikte oynarız’ dedim, çok da iyi oyuncudur, çok severim oyunculuğunu, yola öyle çıktık.

Bekir Bey, Nilgün Hanımdan teklif gelince ‘hayır’ diyememişsinizdir, değil mi?
Bekir Aksoy:Hayır’ demek ne kelime? Tekst bile sormadım, “ne oynayacağız?” bile demedim.
Nilgün Belgün: ‘Seninle olacaksa haydi oynayalım’ dedi. Teksti gerçekten sonradan gördü. Bekir’i çok heyecanlı bir şekilde, evlilik teklif eder gibi aradım.
Bekir Aksoy: Evde de eşime ‘Nilgün varsa sıkıntı yok’ dedim. Bir kere beraber olacağız, hem oyunumuz çok güzel, hem kulisimiz çok renkli, hem de turnemiz harika olacak. Nilgün ile oynarken enerji olarak, 20 kişi ile oynamış gibi hissediyorsun. Eğlence olarak ve rol olarak da öyle. O yüzden ondan teklif gelir gelmez hiçbir şey düşünmedim ve sormadım.

Üçer farklı karakteri canlandırıyorsunuz ve bir de işin içinde dans da var. Diğer oyunlara göre hazırlık süreci daha mı farklı oldu?
Nilgün Belgün: Dans ve şarkılarımız var, renk olsun diye dansı da koyduk, şarkıyı da koyduk. Tabii hazırlık süreci daha uzun sürdü. Çünkü 2,5 ay boyunca hem ezber, hem dans çalıştık. Hem de gittik stüdyoya şarkıları okuduk. Bu sebeple tabii ki daha uzun sürdü.
Bekir Aksoy: Bir de bizi zorlayan şeylerden biri, alışığız belki aslında ama üçer ayrı karakter oynamak oldu. Oyun baştan sona tek bir şekilde gitmiyor, üç ayrı kostüm, üç ayrı saç, üç ayrı karakter ve üç ayrı oyun ezberlemek gibi oluyor.
Nilgün Belgün: Biz üç farklı oyun oynuyoruz, üç tane oyun düşün, bir kişi bir oyunu seyredeceğine üç oyun birden seyrediyor. Seyirci için de çok büyük bir sürpriz ama bizi de çalışmakta zorladı.
Bekir Aksoy: Hem çok keyifli hem de heyecan verici bir şey. Çünkü ben de oyuncu olarak Nilgün’ü üç ayrı karakterde izliyorum, benim için de sürpriz. Hatta ben, ‘üç perde gibi düşündüğümüzde kendi aramızda da bir dördüncü perdeyi oynuyoruz’ dedim. Çünkü çok eğleniyoruz.
Nilgün Belgün: Bir anda birinci karakterden çıkıp ikinciye giriyorsun, ikincinin ses tonu ayrı, karakteri ayrı, buna adapte olmak hakikaten zormuş. Onun için çalışmamız uzun sürdü.

Oyunun teması mutluluk peşinde koşan insanlar. Sizin için mutlu olmanın ana ana kaynağı nedir?
Nilgün Belgün: Bir kere benim için mutluluk bir seçimdir, mutluluğu seçerseniz mutlu olursunuz. Çünkü daha küçük şeylerden beslenirsiniz, sevgiden beslenirsiniz, hayatın zorluklarını görüp çözümler üretmekten beslenirsiniz. Mutluluk benim için bir seçimdir. Öyle düşünüyorum, mutluluğu seçmek ya da mutluluğu seçmemek…
Bekir Aksoy: Biraz farklı gelecek ama benim için mutluluk diye bir şey yoktur. Benim için salt gerçek, mutsuzluktur. Mutluluk bir andır, insanlar o anları çoğalttığı zaman aslında mutlu olmaya başlıyorlar. Çünkü çok sorun var, insanlar o sorunlarla baş etmek için gerçekten çok didiniyorlar, uğraşıyorlar. Hayatına giren, enerji olarak sevdiğin biri, mesela o gün Nilgün beni mutlu ediyor. Biz oyunda aslında birbirini geçmişte seven karı – kocayı oynuyoruz. Aslında birbirlerini çok seviyorlar ama zamanla sevgi o kadar alışkanlığa dönüşüyor ki ‘acaba gerçekten seviyor muyum?’ diye düşünüyorlar ama sonrasında bakıyorlar ki birbirlerinden kopamayacaklar. O an o kadar değerli ki… Hatta “yine mi boşanamayacağız” dedikleri çok güzel bir yer var, o an çok değerli.
Nilgün Belgün: Çünkü altyapıda bir sevgi var, sevgi ve umut çok değerli.

Felsefik düşüncede olduğu gibi ‘Aslında mutluluk, mutluluğun peşinde koşmaktır’mıdır?
Bekir Aksoy: Biraz çaba, biraz uğraş gerekiyor. Zaten mutsuz olmaya çalışıyoruz biraz da mutlu olmak ya da mutlu etmek için çabalasak zaten sorun ortadan kalkıyor. O yüzden ben gerçekten Nilgün ile şu ortamda beraber prova yapmaktan ve oyun oynamaktan çok keyif aldım. Çünkü biliyorum ki mutlu olacağım, o yüzden buradayım. Nilgün de o yüzden burada, o da bu yüzden beraber çalışmak istedi, mutluluk benim için bu andır.

Anton Çehov’un “Yeryüzünde mutlak mutluluk diye bir şey yoktur. Her mutluluk kendi zehrini içinde taşır ya da dışarıdan başka bir şey işin içine karışıp onu zehirler” diye bir sözü vardır.
Nilgün Belgün: Ben Anton Çehov gibi düşünmüyorum, mutluluğun içine zehri katmıyorum. Zaten Anton Çehov’un oyunları depresif oyunlardır, ben depresiflikten yana değilim.

İkiniz de tiyatro kökenlisiniz, pandemi döneminde tiyatro yapamadınız, bu durum sizi nasıl etkiledi?
Nilgün Belgün: O kadar önemli bir şey ki pandemi… Kendimi sahneye çıkamadım diye üzülecek bir konumda hissetmedim. Çünkü hepimiz çok mutsuzduk. Ben zaten ilk yakalananlardanım. Hastanelik oldum, o ara sahneyi düşünemiyorsunuz, o anda ‘bundan nasıl kurtulurum?’ ya da ‘yaşamda nasıl durabilirim?’ diyorsunuz. Ben gidebilirdim de. Çünkü o dönem aşı da yoktu, onun için hayatta kalmaya ve tutunmaya gayret ettim, birinci aşamam bu oldu. İkincisi de evde bir sürü meslek edindim. Kendi kendime kuaför oldum, yemekler yaptım, değişik şeyler yarattım. Tabii ki mesleğimi yapamadığım için üzüldüm ama benim için o anda meslekten çok daha önemli olan sağlık vardı.
Bekir Aksoy: Nilgün’e çok katılıyorum, aslında ‘Kahraman ve Soytarılar’ diye bir oyun vardır, “bütün dünya bir sahnedir, kadın – erkek herkes birer oyuncudur, sıraları geldikçe girerler, çıkarlar” der. Aslında hayatımızda tiyatrodan ya da sanattan daha önemli şeyler ve bütün dünya için hayatta kalma çabası vardı. O çabanın içinde birilerine zarar verme ihtimalin de vardı. O yüzden biraz tedirgin de olduk. Tiyatro sahnesi çok özlenebilir bir şey, biz bazen çok sık oyun oynadığımızda ben çok mutlu oluyorum ama bir hafta ya da 10 gün ara verdiğimizde ‘keşke oynasak’ diyorum. 2 – 2,5 sene bizim için ciddi bir ayrılıktı ama daha önemli kaygılar, sağlık sorunları varsa tolere edilebilir bir şeydi.

Pandemi döneminde hepimiz kendimizi ve hayatı çok sorguladık, yeni öğretiler edindik. Sizin edindiğiniz öğretiler neler oldu?
Nilgün Belgün: Ben yaşım gereği zaten bu yaşa bayağı bir öğretiyle gelmiştim. Yani pandemiden önce de ben zaten bir sürü öğreti edinmiştim. Tabii ki hayatı da sorguluyorsun, kendini de ama ben pandemiden zor bir şekilde çıkmadım. Bir kere yaşadığım için mutlu çıktım onun için ben algıladığım şeylerden memnunum. Zaten hayatımdan giderek çıkardıklarım da olmuştu, çoğalttıklarım da. Buna sebep olan pandemi değildi. Küçücük şeyler ne kadar önemliymiş, bir küçük ağaç, bir çiçek, bir kedi, bir köpek, evindeki küçücük bir çay saatindeki mutluluk…  Bunların ne kadar önemli olduğunu öğretti. Ama bana değil bütün insanlara, ben zaten bunları bilerek yaşıyordum.
Bekir Aksoy: Pandeminin birçok insana katkısı olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanlar çekildiler, hayvanlar, bitkiler ve diğer canlılar ortaya çıkmaya başladı. Biz Nişantaşı’nda oturuyoruz, bunu neden söylüyorum, şehrin göbeğinde kuş sesleri, hayvan sesleri duymaya başlamıştık. ‘İnsanlar çekilince dünya ne kadar güzelmiş’ demeye başlıyorsun. İnsanlar biraz had bilmeli, birbirlerine karşı da mesafeyi korumalı, diğer canlılara da saygı duymalı. Pandeminin bana en çok öğrettiği şey budur.
Nilgün Belgün: Doğaya saygı duymalı, doğa çok önemli. Bak, doğa bizi ne hale getirdi.
Bekir Aksoy: Pandeminin çok büyük faydası varmış, herkes birbirini çok seviyormuş gibi görünse de insanlar birbirlerini çok da sevmiyormuş, onları da gördük. İnsanlar “eyvah bana da bir şey olur mu?” diye birbirlerinden, ailelerinden ve sevdiklerinden kaçmaya başladı.
Nilgün Belgün: Bir de şu var; ben hastanede yatarken ‘kızınız geldi’ dediler. ‘Ne yapayım?’ dedim. Kızım da öyle söylediğim için alınmış ama ne yapayım? Bir kere kızım bana yaklaşamıyor, ben tek başıma hayatta kalma savaşı veriyorum orada, yapayalnızsın, orada yalnız yaşıyorsun ve yalnız ölüyorsun, bunu gördüm. Orada herkes bu vaziyetteydi, ne aileni görebiliyorsun ne de başkasını… Kimse ne olduğunu bilmiyor, herkes panikte ve ‘sakın kimse kimseye yaklaşmasın’ deniliyordu. Doktor bile bana cüzzamlı gibi uzaktan “Günaydın Nilgün Hanım” diyordu. ‘Kızınız geldi’ dediklerinde de o yüzden ‘ne yapayım?’ diye cevap verdim. Kızım da ‘anne insan böyle mi söyler?’ diyor. Ne yapabilirdim? ‘ Yukarı gelsin’ diyebiliyor muydum?

Pandemiden önce tiyatro oyunlarına ilgi artmıştı, özellikle Türk yazarların oyunları fazlaca sahnelenmeye başlanmıştı. Bundan dolayı da tiyatro izleyicisinin arttığı düşünüldü, sizce öyle midir?
Nilgün Belgün: Bence pandemiden sonra daha çok arttı. Çünkü insanlar tiyatroyu özledi. Tüm sanatsal faaliyetleri özlediler. Hayatı güzelleştiren sanattır, sanat bir anda yok olunca insanlar tamamen dertlerle baş başa kaldı. Onun için bence tiyatroya ilginin pandemiden sonra daha arttığını  düşünüyorum. Oynadığım zaman da bunu gördüm. Tek kişilik gösterime başladığım zaman ilgiyi gördüm. Diğer tiyatrolara baktım, onlara olan ilgiyi de gördüm.
Bekir Aksoy: Bana sorarsanız hep aynıydı. Aslında şöyle bir durum oldu; alternatif salonlar da var, çok gruplar oluşmaya başladı. Seyirciler ister istemez dağılıyordu ama seyirci aslında aynı. Bir sokakta bir kafe vardır, herkes oraya gider. 100 kafe vardır, 100 kişi oraya dağılmak zorundadır. Böyle olunca müşteri azalmış gibi olur. Bana sorsanız ilgi hep aynıydı tabii korkudan dolayı insanlar biraz çekildi. Şu anda herkes aç ve istekli. Tiyatronun şöyle bir aurası var; sevdiğiniz bir oyuncuyla direkt temasa geçiyorsunuz. Sosyal medyayla, televizyonla, sinemayla direkt olarak kuramayacağınız görsel, zihinsel, ruhsal her türlü teması kuruyorsunuz. O yüzden tiyatroya ilgi her zaman olacak.
Nilgün Belgün: Tiyatro, seyirci için vazgeçilmezdir. Ben bir tek şey söyleyeyim; pandemiden önce bazı lüzumsuz olan oyunlar ve oyuncular vardı, onlar yok oldu. Çünkü pandemide hiç para kazanamadıkları için iflas ettiler. Kuyumcu da işi o olmadığı halde tiyatro yapıyordu. Öyle çok şey vardı, sinemada da vardı. Onlar yok oldular bence.
Bekir Aksoy: Nilgün çok doğru bir şey söyledi. Ne yazık ki birçok şey kontrolsüz büyüyor. Oyunculukla ilgili bir ehliyet olmadığı için ki zaten olamaz herkes yapabilir ama Türkiye’de kime sorsan bir yerde oyunculuk yapıyor. Böyle bir kontrolsüzlük…  Yanlış anlamayın ama tiyatroya şöyle zarar veriyor; her şey tiyatro ya da tiyatro oyunu değil, her şeyin bir anlatımı, hayatın içinde bir parça değil. İnsanlar kendi egolarını tatmin etmek ya da para kazanmak için olabilir ya da bir anı göstermek veya kendi şöhretini ifade etmek için yapıyor olabilirler.
Nilgün Belgün: Tiyatro, para kazanmak için yapılacak bir iş değil, çok meşakkatli bir sanat dalı. Gerçekten yüreğini koyarak aşkla yapılacak bir iş. ‘Şu kadar para kazanayım, şu oyunu da vurayım kaçayım’ diye bir şey yok. Seyircisi zaten bunu yemez, anlar. Çünkü seyirci kime gideceğini seçiyor.
Bekir Aksoy: Bir de kötü oyunlar seyirciyi kaçırıyor, iyi oyunların seyredilmesini engelliyor.

Sinema sektörü de bu dertten mustariptir.
Bekir Aksoy: Bazen mesela Nilgün’ün oyununu seyrediyorlar “iyi ki tiyatro yapıyorsunuz, tiyatroya âşık olduk” diyorlar. Başka bir oyun izliyorlar “Allah kahretsin, bir daha oyuna gitmeyeyim” diyenler de oluyor.
Nilgün Belgün: Seyirciye iyi işler göstermek gerekir, öyle düşünüyorum.
Bekir Aksoy: Biz Nilgün ile çalışırken, aynı kafada olduğumuz için çok güzel bir şey yaptı. Bir gün oturduk, “kostümümüz, dekorumuz, ışığımız şık, müziğimiz güzel olsun” dedi. Neden şık? Bu şıklık değil aslında amacına hizmet edecek derecede güzelliğin peşindeyiz. ‘Koltuk, ayakkabı vb. önemli değil’ demedik. Seyirciye ne sunarsan karşılığında onu alıyorsun o yüzden bu gerçekten çok doğru bir mantık.

Şöhretli ve kariyerli oyuncularsınız. Son günlerde biliyorsunuz hayranı olduğunu söylediği kişiler ünlülere taciz ediyor. Sizce bunun nedeni nedir? Sizin başınıza da hiç böyle bir olay geldi mi?
Nilgün Belgün: Bunlar yıllardır oluyordu, yabancılarda daha çok vardı, şimdi bizde de olmaya başladı. Akıl sağlığı yerinde olmayan insanların yaptığı şeyler olduğunu düşünüyorum. Bunu ben herhangi bir mantığa oturtamam. Benim hiç başıma böyle bir şey gelmedi, hiç de hoşlanmam, böyle bir şey gelirse de tabii ki çok tedirgin olurum. Çünkü bunlar hastalıklı ruhlar. Bugün okudum; Serenay için ‘Allah katında biz evlendik’ diyormuş. Bu bayağı hastalıklı bir ruh, korkulacak bir durum.

Hatta biri cinsiyetini değiştirmiş, kadınken erkek olmuş.
Bekir Aksoy: Bu rahatsızlık tabii ki. Her şey çok ulaşılabilir oldu, o yüzden biz bunlardan daha çok haberdar oluyoruz. Nilgün’ün dediği gibi yıllar öncesinde de bu sarkastik ya da sapkın düşünceler vardı, çok oluyordu, Şu anda biraz daha göz önünde yaşanıyor ama normal bir şey değil.
Nilgün Belgün: Hastalıklı ruhlar bunlar, buna söylenecek bir laf yok, bunların acilen hastaneye yatırılması gerekiyor.

Bu olaylarda sizce sosyal medyanın etkisi var mı? Ünlülerin hayatı sosyal medyada çok fazla ifşa olmaya başladı. Hayranları  haklarında her şeyi biliyor.
Nilgün Belgün: Ben genç kızlara da buradan söyleyeyim; sosyal medyadan insan tanımak hoş bir şey değil. Çünkü ne olduğunu bilmiyorsunuz, görerek, bilerek tanışmak var, hiç tanımadığın bir yerden bir hayali adamla konuşmak var. Böyle bir olay yaşayan bir hanım vardı, kadın profesörmüş, sosyal medyada biriyle tanışıyor, adam para istiyor, kadın vermiyor. Adam, kadını kesiyor. Böyle şeyler çok var. Ben kızlarıma da en başından beri “aman kızım sosyal medyadan kimseyle ahbaplık etmeyin” derim. Bir kere bu bir hata, bunu genç kızlar mutlaka bilmeliler, sosyal medyadan tanışmak iyi bir şey değil. Ne olduğunu bilmediğin bir insan, resmi bile başka, resmi bile kendi değil. O kadar sahte, nasıl güveniyorsun, sana hangi amaçla yaklaştığını nereden bilebilirsin? Ben böyle üç dört olay okudum, bunlar bir de okuduğumuz, bildiğimiz kadarı. Kim bilir daha neler vardır.
Bekir Aksoy: Bir de her olay kendi özelinde ayrışıyor, tabii… Sosyal medyanın da etkisi vardır ama bir de kişiye özel durumlar var. Ruh hastalığı varsa buna yapacak bir şey yok yani sosyal medya olsa da olmasa da bunu yaşayacak. Sosyal medyada hem bedenini, hem ruhunu, hem kişiliğini fazla servis edersen bazı insanlar ona kanarak da bir şeyler yapabilir. Eskiden gazetelerde alt yazısında ‘Türk erkeklerine bayılıyorum’ diyen yabancı kadınların fotoğrafları olurdu. Bunu okuyan adam da ‘bana bayılıyormuş’ diye kafasında bir tasarruf geliştiriyorsa orada sıkıntı vardır.
Nilgün Belgün: Bunu yapan kadınlar da var, yapmayan kadınları taciz eden adamlar da var. Karışık olaylar… Onun için sosyal medyanıza dikkat edin, kendiniz gülüyor musunuz, eğleniyor musunuz, yemek mi paylaşıyorsunuz, ne yapıyorsanız yapın ama bir anne olarak ‘başkalarıyla hiç muhattap olmayın’ derim.

Şöhretli ve kariyerli iki oyuncu olmanıza rağmen sizi sinemada çok fazla görmüyoruz. Nilgün Hanım sizin 9, Bekir Bey sizin ise 5 filminiz var. Bu durum tiyatroya çok fazla ağırlık vermenizden mi kaynaklanıyor?
Nilgün Belgün: Bana soracak olursanız ben tiyatroyu seviyorum. Çok enteresan bir şey, sinema seyretmeyi çok seviyorum ama sinemada oynamaya çok istekli olmuyorum. Tiyatro, benim vazgeçilmezim. Ben, ‘o da olsun bu da olsun’ demiyorum. Olabilir de ama ‘ben çok zevk almadım’ diyeyim. Tiyatrodan çok zevk alıyorum, tiyatro oyunculuğunu çok seviyorum. Sinemada öyle bir rol gelir ki ‘bunu oynayayım’ dersin. Tabii artık belli bir saatten sonra da rol seçmek istiyorsun. Meryl Streep’e verdikleri rolleri bana versinler ben de oynayayım. Bu kadar basit ama yoksa tiyatroda olmayı tercih ediyorum.
Bekir Aksoy: Dürüst davranacağım, sinemada şöyle bir şey var; her zaman o değerde senaryo karşına gelmiyor ve genelde Türk sinemasında dünya standartlarında çok az iş üretiliyor. Türk sinemasında genelde skeçlerden oluşan komediler ya da çok ajite işler çekiliyor. Her zaman da onların içinde yer almak istemiyorsun. Tiyatro bizim için öyle değil, tiyatro daha seçebileceğimiz, alt metnine daha hâkim olduğumuz bir mecra.
Nilgün Belgün: Bir de anladığım kadarıyla sinemada ekipler var, mesela birinin ekibi var ve hep onlar oynuyor. Bir ekip işi anladığım kadarıyla, tanıdıkların birbirleriyle oynamaktan daha çok tat aldıklarını düşünüyorum.

Filmlerin veya dizilerin oyuncu kadroları tek bir ajansın oyuncularından da oluşabiliyor.
Bekir Aksoy: Nilgün, ben de sana soru sorayım; sinemada gerçekten içinde olmayı istediğin, ‘keşke olsaydım’ dediğin bir film oldu mu?
Nilgün Belgün: Hiç olmadı.
Bekir Aksoy: Düşün mesela öyle bir durumumuz var, ‘ah keşke olsaydım’ dediğim belki hayatımda 3 – 5 tane Türk filmi izlemişimdir ama diğerlerine bakıyorsun, gerçekten skeçler yazılmış, espriler birleştiriliyor. Günlük hayatta konuşulan şeyler, bir sinema perdesinde oynadığı zaman sinema filmi oluyor. Sinema filmi mantığı benim için o değil.
Nilgün Belgün: Film izlemeyi çok seviyorum, tiyatroda oynamaya bayılıyorum. Ben tiyatroyla geldim, tiyatroyla giderim.

İkiniz de Türker İnanoğlu kökenlisiniz.
Nilgün Belgün: Ben 10 sene Türker İnanoğlu ile çalıştım, kolay değil.

Türker Bey’in kariyerlerinize ne gibi katkıları olmuştur?
Nilgün Belgün: Herkesin beğendiği, ‘bu kız iyi bir oyuncu’ dediği dönemde bana Müjdat Gezen ile Türker İnanoğlu telefon etti. Müjdat, Türker Bey’e “böyle bir kız var, çok da şeker, benim karımı o oynasın demiş, Türker Bey de “sen madem istiyorsun, gelsin” demiş. Beni aradılar, Müjdat “Bayram’ın karısı var; ‘Gülpembe’, onu sana teklif ediyoruz, yanımda da Türker Bey var” dedi. “İyi de ben hayatımda roman nasıl konuşur bilmiyorum ki Müjdat” dedim. Müjdat da bana “ben sana öğreteceğim” dedi. Müjdat, bana 2 – 3 kere bunları çalıştırdı, ben bir çıktım onları oynadım ve ondan sonra büyük bir izleyici kitlesine ulaştık. Şimdi bu durumda Türker Bey benim hayatımda çok önemlidir, Müjdat benim hayatımda çok önemlidir. ‘Müjdat, senin sayende’ diyorum, Müjdat ‘düş yakamdan’ diyor. ‘Türker Bey sizin sayenizde’ diyorum, kendisi “kızım sen yetenekli olmasan bu olmazdı” diyor. Onun için benim hayatımda Türker Bey’in çok önemi vardır, çok saygı duyarım ve kendisini çok severim.
Bekir Aksoy: Bir kere Türker Bey malzemeden çok iyi anlar, hangi oyuncudan ne alacağını, potansiyeli direkt görür. Bir de Türk halkının nabzını da çok iyi tahlil eder. Nilgün’ü alır başka bir yere koyar, beni alır başka bir yere koyar, Türk halkı zaten sever. Zaten iyi oyuncuysan da pekiştirirsin. O yüzden Türker Bey’in yaptığı her iş, biz de içinde oynarken çok zevk aldığımız ve halka gerçekten çok yakın gelen işlerdi.
Nilgün Belgün: Bir de Türker Bey duayendir, onun üstüne yok. Televizyon dünyasında ne derse herkes kabul eder, bir de çok enteresan ve çok şeker bir adamdır.
Bekir Aksoy: Türker Bey ile çok anımız vardır. Türker Bey bizi neredeyse çocuk yaştan itibaren aldı, Erler Film bünyesine soktu ve onun bünyesinde çalışmaya başladık, oradan kopmak da çok zor bir şeydir. Çünkü oradaki konfora, dostluklara, arkadaşlıklara alışırsın. Bir yandan da hep bir de farklı bir platformda olayım, farklı bir şey yapmak istersin ama Türker Bey ona da müsaade etmiştir.
Nilgün Belgün: Türker Bey bizim yönetmenimizdi, o kadar ciddi bir adamdı ki hayatımda bu kadar korktuğum anlar olmamıştır. Bir gün bir hayat kadını oynayacağım, hazırlanıp geldim, biraz geç kaldım, “nerede kaldın kızım?” dedi. “efendim pembe ruj aradım onu bulamadım” dedim. “makyözde yok muymuş?” dedi. “Bulamadım onun için üst kata çıktım, Meliha Hanım’dan buldum” dedim, makyözü çağırdı ve anında işine son verdi. Ben orada hayatımın en kötü anını yaşadım, düşünebiliyor musun, ben makyözü gammazlamış gibi oldum halbuki geç kaldım biraz dolaştım, aradım demek için söyledim. Hiç unutmam onu, o makyöz benden nefret etmiştir herhalde.
Bekir Aksoy: Türker Bey ile bir anımız vardır; benim öğrenciliğim yeni bitmişti, Türker Bey ile çalışıyorduk, bir arabam vardı ama “Türker Bey arabasını satıyor” dediler ki normalde araba satmaz. İlker’in arabasıydı, o dönem tabii Türker Bey’den herkes hem çok korkardı, hem de çok saygı duyardı. Muharrem Ağabey vardı, ona ben arabayı alabilir miyim? dedim, “tabii biz konuşuruz” dedi, Türker Bey’i aradı, Muharrem Ağabey, Türker Bey ile ayağa kalkıp konuştu, “Bekir Aksoy burada, arabayı görmüş, istiyor” dedi. Sonra da “yarın bekliyor Türker Bey” dedi. Ertesi gün gittik, Türker Bey, ben arabayı almak istiyorum dedim, “tamam” dedi, örnek veriyorum, “200 lira istiyormuşsunuz ama bende o kadar para yok“ dedim. Muharrem Ağabey, iyice titremeye başladı, Türker Bey “tamam” dedi, ben “150 versem“ olur mu dedim, “tamam” dedi. “Yalnız bende 150 de yok“ dedim. Muharrem Ağabey bayılacak neredeyse, Türker Bey durdu ve bana bir  dakika baktı, “tamam, yalnız sana 3 taksit yapacağım, o taksitleri ödemezsen arabayı elinden alırım” dedi ama çıkarken Muharrem Ağabey, bana “nasıl bir adamsın, niye paran olmadığını söylemiyorsun?” dedi.  “Söylesem içeri alacak mıydın?” dedim. “Tabii ki almayacaktım” dedi. Ben de “ondan söylemedim” dedim.
Nilgün Belgün: Türker Bey, bir keresinde bir program yapmaya karar verdi, o programda da komedi yapsın diye birini arıyordu. Ben Türker Bey’e gidip, “o programda hem sunuculuk yapmak istiyorum hem oyunculuk yapmak istiyorum hem de benim üç tane skecim var onları oynamak istiyorum” dedim. Uzun bir süre baktı, “becerebilir misin?” dedi. “Evet efendim yaparım” dedim, Türker Bey bana şans verdi ve program hakikaten de çok başarılı oldu, ondan sonra da “sen ilk kapıyı vurup girince, ben bunu istiyorum deyince, orada notunu verdim, bu kız yapar dedim” dedi. Türker Bey cesareti sever.
Bekir Aksoy:  Nilgün’e o kapıyı açması başka bir şey, onu görmese açmaz, Türker Bey gerçekten bir okul gibi. Orada Erol Günaydın, Kayhan Yıldızoğlu gibi birçok duayenle çalıştık, müthiş bir şey vardı, orada yaşadığımız her an hepimize bir ders niteliğindeydi, hepimiz belki birilerine hocalık yapmışızdır ama çok küçüktük tabii, oradaki dostluklar da unutulur gibi değil.
Nilgün Belgün: Biz Müjdat ile de uzun yıllar birlikte çalıştık, bir iş bitiyordu diğerine başlıyorduk. Üç tane işte çalışıyordum, param vardı ama gezecek vaktim yoktu. Eve gelip ağlıyordum, annem “ne oldu evladım bir şeye mi ihtiyacın var?” diyordu. “Hiçbir şeye ihtiyacım yok, param da var ama hiçbir yere gidemiyorum anne” diyordum.
Bekir Aksoy: Evde bekliyorsun, cep telefonu falan da yok, sabit telefon çalıyor, Türker Bey arıyor, hiç sormaya zaman kalmadan, ‘tamam’ deyip klibe koşturuyoruz. Öyle çalışma temposu vardı, sabah öğle akşam bir yerlerdeydik.
Nilgün Belgün: Çok keyifli ve çok güzel günlerdi, o zaman da TRT tek kanaldı, orada çıkıyorduk, oradan ne meşhurlar oldu, kimler çıktı. Türker Bey, benim anılarımın içinde çok önemli bir yer teşkil eder.
Bekir Aksoy: O dönem bizim dizilerimizde ya da programlarda yer alan arkadaşlar şu anda meşhurlar, onlar da bir yerlerde bir şeyler yapıyorlar, Türker Bey herkesi değerlendiriyor.
Nilgün Belgün: Türker Bey insan seçer, ‘bundan olur’ der ve olur yoksa boşuna onu alıp da uzun süre bir insanla çalışmaz. Onda iş var der ve bilir.

Son olarak ‘Kalpten Kalbe’ hakkında başka neler söylemek istersiniz?
Bekir Aksoy: Oyunda özellikle vermek istediğimiz bir mesaj yok ama gerçekten eğlenmek, keyif almak, mutlu olmak için ve “evet ya ben de bunu yaşamıştım” diyecekleri çok şeyle karşılaşacaklarını bilerek oyuna gelsinler. Biz üç perdeyi 1,5 saat içinde oynuyoruz ama 4’üncü perdeyi de gerçekten çok eğlenerek kendi içimizde oynuyoruz, o yüzden salondaki insanlar da çok keyif alacaklardır.
Nilgün Belgün: 3 perde deyip korkutma insanları.
Bekir Aksoy: 3 oyunun hepsini arka arkaya oynuyoruz ama 4’üncü perdeyi de biz kendi içimizde zaten sahnede oynuyoruz.
Nilgün Belgün: Ben diyorum ki çok eğlenceli bir oyunumuz var, ben yalan söylemem, seyircim bilir. Gerçekten çok keyif alarak çıkacaklarına eminim, zaten oynadık ve biz bunu gördük. Bu hayali bir konuşma değil, alınan reaksiyonları, yazılan yorumları gördük. Gerçekten çok keyifli bir iş ve hayatın içinden çok şey var.
Bekir Aksoy: Biz öğretmek için oynamıyoruz, biz ilişkileri canlandırıyoruz ve gerçekten işin içerisinde çok keyifli şeyler var.
Nilgün Belgün: Herkese dokunan bir şeyler var, önemli olan da odur zaten, bir filme gidersin, bir sahne sana dokunur, o filmi hiç unutamazsın, unutulmayan şeyler insana dokunan şeylerdir.




Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.